Egemenlik tasarrufundan ticari işleme: Türk yargısı yabancı bir devleti, büyükelçiliği ya da diplomatı ne zaman yargılayabilir, malvarlığına ne zaman el koyabilir?
Bir büyükelçilik aracının karıştığı trafik kazası, ödenmeyen bir kira bedeli, işten çıkarılan yerel bir çalışan ya da yabancı bir devlete karşı kazanılmış bir alacak… Bu uyuşmazlıkların tamamında ilk ve çoğu zaman belirleyici soru aynıdır: Türk mahkemeleri bu davaya bakabilir mi ve verilecek karar icra edilebilir mi?
Türk hukuku bu soruya iki ayrı kaynaktan cevap verir. Yabancı devletin kendisi bakımından 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un (MÖHUK) 49. maddesi sınırlı bağışıklık ilkesini benimser; diplomatik ve konsüler personel bakımından ise 1961 tarihli Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Sözleşmesi ile 1963 tarihli Konsolosluk İlişkileri Hakkında Viyana Sözleşmesi uygulanır. Yargıtay’ın yerleşik içtihadı, bu iki rejimin birbirine karıştırılmaması gerektiğinin altını ısrarla çizmektedir. Aşağıda, alandaki temel yaklaşımı ortaya koyan Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarını tematik olarak derledik.
I. Temel İlke: Mutlak Değil, Sınırlı Bağışıklık
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
E. 1991/299 · K. 1991/406 · 18.09.1991
(…) Türk Mahkemeleri, T.C.’nin coğrafi sınırları içerisinde prensip itibariyle yerli yabancı bütün gerçek ve tüzel kişileri yargılama hakkına sahiptir. Ancak, bu genel kuralın bazı istisnaları mevcuttur. Örneğin, Türk Mahkemeleri başka bir devleti yargılayamaz ve yine diplomatik dokunulmazlığı olan kişilere karşı Türk Mahkemelerinde dava açılamaz. Genel kural böyle olmakla beraber bu kuralı mutlak anlamda kabul etmek mümkün değildir. Bir devletin mahkemeleri önünde yargılanamama muafiyeti yargılanan devletin egemenlik hakları ile ilgili bulunduğundan bu hakkın dışında kalan özel hukuk ilişkilerinden doğan uyuşmazlıklarda muafiyet kuralının uygulanmaması icap eder.
Özetle: Hukuk Genel Kurulu, yargı muafiyetinin yalnızca egemenlik haklarından kaynaklanan işlemleri kapsadığını, özel hukuk ilişkilerinden doğan uyuşmazlıklarda ise yabancı devletin Türk yargısına tabi olduğunu ilke olarak ortaya koymuştur.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
E. 2022/159 · K. 2022/1756 · 14.02.2022
(…) Kural olarak, devletlerin, uluslararası kuruluşların ve diplomatik dokunulmazlığı olan kişilerin yargı muafiyetine sahip olduğu kabul edilmelidir. Ancak, bu kuralı mutlak anlamda kabul etmek mümkün değildir. Bir devletin, başka bir devletin mahkemeleri önünde yargılanamaması yargılanan veya yargılanmak istenen devletin egemenlik hakları ile ilgili bir husus olduğundan, bu hakkın (egemenlik hakkının) dışında kalan özel hukuk ilişkilerinden doğan uyuşmazlıklarda yargı muafiyeti kuralı uygulanmayabilir.
Özel hukuka dayanan bir hususta uluslararası kuruluşların ve hatta devletlerin tam yargı bağışıklığı değil, sınırlı yargı bağışıklığı bulunmaktadır. Nitekim MÖHUK m.49’da yer alan; “Yabancı devlete, özel hukuk ilişkilerinden doğan hukukî uyuşmazlıklarda yargı muafiyeti tanınmaz.” hükmü de sınırlı bağışıklık sisteminin uygulandığına işaret etmektedir.
Özetle: Yargıtay, MÖHUK m.49’un sınırlı bağışıklık sistemini benimsediğini ve bu yaklaşımın yalnızca devletler için değil, uluslararası kuruluşlar için de geçerli olduğunu teyit etmiştir.
II. Yabancı Devlet ve Büyükelçilik: Diplomatın Bağışıklığı Devleti Korumaz
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi
E. 2009/10643 · K. 2009/10361 · 01.12.2009
2675 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 33. maddesi ve yargılama sırasında yürürlüğe giren 5718 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 49. maddesi hükmüne göre yabancı devlete özel hukuk ilişkilerinden doğan hukuki uyuşmazlıklarda yargı muafiyeti tanınmaz ve bu gibi uyuşmazlıklarda yabancı devletin diplomatik temsilciliklerine tebligat yapılabilir.
Özetle: Özel hukuk uyuşmazlıklarında yabancı devlet yargı muafiyetinden yararlanamaz; davaya ilişkin tebligat doğrudan o devletin Türkiye’deki diplomatik temsilciliğine yapılabilir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi
E. 2010/6451 · K. 2010/7394 · 17.06.2010
(…) 18.04.1961 günlü Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Sözleşmesi’nin yargı bağışıklığına ilişkin 31. maddesi gereğince diplomatik görevliler; kabul eden Devletin ceza, medeni ve idari yargısından bağışık olduklarından, davalılardan Narbert M. Kapitza hakkındaki karar usul ve yasaya uygundur. Ne var ki, diğer davalı Almanya Büyükelçiliği, diplomatik görevli değil, Almanya Federal Cumhuriyeti’nin Türkiye temsilcisi olup Almanya Federal Cumhuriyeti’ni Türkiye’de temsil ettiğinden, Türkiye’deki sorumluluğu Almanya Federal Cumhuriyeti ile eşdeğerdedir. Dava gününde yürürlükte bulunan 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Yasa’nın 33. maddesi gereğince “Yabancı devlete özel hukuk ilişkilerinden doğan hukuki uyuşmazlıklarda yargı muafiyeti tanınmaz”. Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Sözleşmesi’nin 31. maddesinde yer alan bağışıklık, diplomatik temsilcilerle ilgili olup onların temsil ettikleri Devlet aleyhine açılan davaları kapsamaz. Bu durumda, davalı Almanya Büyükelçiliği yönünden yargılamaya devam edilerek, iddia edildiği gibi kazaya yol açan aracın kayıt sahibi olup olmadığı araştırılarak, tarafların iddia ve savunmaları toplanıp varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir.
Özetle: Diplomatik görevli Viyana Sözleşmesi m.31 uyarınca kişisel bağışıklığa sahip olsa da, aynı olaydan doğan tazminat davası, devleti temsil eden büyükelçilik yönünden görülmeye devam etmelidir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi
E. 2012/16731 · K. 2013/9605 · 30.05.2013
(…) yabancı bir devletin özel bir şahıs gibi giriştiği özel hukuk ilişkilerinden dolayı aleyhine açılacak dava ile diplomatik temsilcilerin yargı muafiyetini birbirine karıştırmamak gerekir. Gerçekten, bu gün tüm hukuk sistemleri yabancı devletleri, hakimiyet-egemenlik-tasarrufları bakımından yerel yargıdan muaf tutmuştur. Bu itibarla, gerek Türkiye’nin taraf olduğu Viyana Sözleşmesinde ve gerekse bu hususta düzenlenmiş olan ikili ve çok taraflı anlaşmalarda kabul edilmiş olan muafiyet, diplomatik temsilcilerle ilgili olup, temsil ettikleri devlet aleyhine açılan davalar için değildir.
Yabancı bir devletin Türkiye’deki büyükelçiliği, o yabancı devletin temsilcisidir. Yabancı bir devleti Türkiye’de, o devletin büyükelçiliği temsil eder. Türkiye’deki yabancı devlet büyükelçileri şahsi ilişkileri dışında temsil ettiği devlet adına da özel işlem ve sözleşmeler yapar ve yaptığı bu sözleşmelerin doğrudan sorumlusu da temsil ettiği yabancı devlettir. Özel hukuk alanında yaptığı bu sözleşmelerden dolayı da temsil ettiği yabancı devleti temsilen, büyükelçilik aleyhinde dava açılabilir.
Özetle: Büyükelçilik, gönderen devlet adına yaptığı özel hukuk sözleşmelerinden doğan davalarda o devleti temsilen davalı olabilir; zira diplomatik bağışıklık kişiseldir ve devleti kapsamaz.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
E. 2022/17913 · K. 2023/1499 · 26.01.2023
(…) davacının Viyana Sözleşmesi kapsamında diplomatik görevli olmadığı gibi Avrupa Birliğinin […] temsilcisi durumunda olduğu, Viyana Sözleşmesi’nde yer alan misyon ve mensuplarına sağlanan diplomatik bağışıklığın, onların temsil ettikleri kurum, kuruluş, birlik aleyhine açılan özel hukuk ilişkisinden doğan uyuşmazlıkları ve davaları kapsamadığı, davacının yargı muafiyeti kapsamında olduklarına ilişkin iddialarının bu nedenlerle yerinde olmadığı (…)
Özetle: Viyana Sözleşmesi’nin misyon ve mensuplarına tanıdığı diplomatik bağışıklık, temsil edilen kurum veya birliğe (somut olayda Avrupa Birliği temsilciliğine) karşı açılan özel hukuk davalarını kapsamaz.
III. Diplomatik Personelin Ceza Yargısından Bağışıklığı
Yargıtay 9. Ceza Dairesi
E. 2009/8823 · K. 2009/8685 · 15.07.2009
(…) misyonun idari ve teknik kadroya dahil üyelerinin, kabul eden Devletin vatandaşı olmamak veya daimi surette orada mukim bulunmak şartıyla ayrıcalık ve bağışıklıklardan yararlanacakları, bu durumdaki kişiler hakkında mensubu bulundukları Devlet tarafından kovuşturma yapılabileceği, incelenen olayda Fransa Büyükelçiliği’nde idari ve teknik kadroda görev yapan Fransa vatandaşı Jean Marie’nin imtiyazdan yararlandığı ve Türk Ceza Yargısı’ndan bağışık bulunduğu gözetilmeksizin, aracıyla seyir halindeyken trafik kazası sonucu taksirle yaralamaya sebebiyet verdiği iddiası ile açılan davada kovuşturma şartı gerçekleşmediği halde davaya devamla yazılı şekilde mahkûmiyet hükmü kurulması yasaya aykırı olduğundan, bu hususa ilişkin kanun yararına bozma isteminin kabulü gerekmiştir.
Özetle: Büyükelçiliğin idari ve teknik kadrosundaki yabancı uyruklu personel Türk ceza yargısından bağışık olduğundan, trafik kazası nedeniyle kurulan mahkûmiyet hükmü kanun yararına bozulmuştur.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi
E. 2025/1403 · K. 2025/8126 · 24.11.2025
(…) misyonun idari ve teknik kadroya dahil üyelerinin, kabul eden Devletin vatandaşı olmamak veya daimi surette orada mukim bulunmak şartıyla ayrıcalık ve bağışıklıklardan yararlanacakları, bu durumdaki kişiler hakkında mensubu bulundukları devlet tarafından kovuşturma yapılabileceği ve ceza yargılamasından tamamen bağışık oldukları, idari ve medeni yargılamadan da tahdidi olarak sayılan haller dışında yine bağışık oldukları gözetildiğinde, dosya kapsamına göre kaza tarihinde Rusya Büyükelçiliğinde idari ve teknik kadroda görev yapan Rusya vatandaşı […]’un imtiyazdan yararlandığı ve Türk Ceza Yargısından bağışık bulunduğu gözetilmeksizin, aracıyla seyir halindeyken trafik kazası sonucu taksirle yaralamaya sebebiyet verdiği iddiası ile açılan davada mahkemece hatalı değerlendirme sonucu sanığın ceza yargılamasından bağışık bulunmadığı değerlendirilerek kovuşturma şartı gerçekleşmediği halde davaya devamla yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulmasında isabet görülmemiştir.
Özetle: Yargıtay, on altı yıl sonra aynı ilkeyi Rusya Büyükelçiliği personeli bakımından tekrarlamış; idari ve teknik kadronun ceza yargısından tamamen, hukuk ve idari yargıdan ise sınırlı istisnalar dışında bağışık olduğunu vurgulamıştır.
Anayasa Mahkemesi (Bireysel Başvuru)
B. No: 2016/24562 · 12.09.2019
(…) BM Uluslararası Ceza Mekanizması bünyesinde yargıç (hâkim) statüsünde bulunan kişiler kural olarak uluslararası hukuk uyarınca diplomatik temsilcilere sağlanan ayrıcalık, bağışıklık, muafiyetler ile imkânlardan yararlanacaklardır. Ancak yukarıda açıklanan (bkz. §§ 36-40) düzenlemeler karşısında, belirtilen muafiyet ve dokunulmazlıkların görevli olduğu, kabul eden devlet makamları nezdinde sağlandığı anlaşılmaktadır. Gönderen ya da diğer bir ifadeyle uyruğu olduğu, temsilciliğini yaptığı devlet makamlarına karşı belirtilen muafiyet ve dokunulmazlıklar ileri sürülemeyeceğinden, soruşturma genel hükümlere göre yürütülecek ve bu soruşturmada tutuklama tedbirine genel yetkili yargı organı olarak sulh ceza hâkimliklerince karar verilebilecektir. Kaldı ki başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan suçlamanın başvurucunun yürütmekte olduğu yargıçlık göreviyle bir ilgisi bulunmadığı gibi isnat olunan eylemler terörle bağlantılı kişisel suç niteliğindedir.
Özetle: Anayasa Mahkemesi, diplomatik statüden doğan bağışıklığın yalnızca kabul eden devlete karşı ileri sürülebileceğini, kişinin uyruğunda bulunduğu devletin makamlarına karşı ileri sürülemeyeceğini kabul etmiştir.
IV. İcra Bağışıklığı: Belirleyici Olan Malın Niteliğidir
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi
E. 2004/6469 · K. 2004/13007 · 24.05.2004
(…) Yargı bağışıklığı ve cebri icra bağışıklığı birbirinden farklıdır. Yargı bağışıklığı tesbit edilirken ihtilaf konusu hukuki ilişkinin veya işlemin niteliği veya amacı dikkate alınırken cebri icra bağışıklığının tesbitinde ihtilaf konusu ilişkiden ziyade cebri icraya konu olacak malın mahiyeti, kullanım biçimi dikkate alınmak zorundadır. Avrupa’daki devletlerin uygulamalarında yabancı devletin bir ticari faaliyeti ile ilgili olarak kullanılan malların cebri icra bağışıklığından yararlanmayacağı görüşü çoğunlukla kabul edilmektedir.
Özetle: Yargı bağışıklığında uyuşmazlığa konu işlemin, icra bağışıklığında ise haczedilmek istenen malın niteliğine ve kullanım amacına bakılır; ticari amaçla kullanılan mallar icra bağışıklığından yararlanmaz.
Uygulamaya Yönelik Değerlendirme
Kararlar birlikte okunduğunda, Türk yargı içtihadının üç temel ayrım üzerine kurulu olduğu görülmektedir.
Devlet ile diplomat ayrımı. Diplomatik görevlinin Viyana Sözleşmesi’nden doğan bağışıklığı kişiseldir ve gönderen devlete karşı açılan davaları kapsamaz. Bu nedenle yabancı devletin özel hukuk işlemlerinden (kira, hizmet alımı, iş ilişkisi, trafik kazasından doğan tazminat gibi) kaynaklanan davalarda doğru hasım, büyükelçiliği aracılığıyla temsil edilen yabancı devlettir; tebligat da MÖHUK m.49 uyarınca diplomatik temsilciliğe yapılabilir.
Egemenlik tasarrufu ile özel hukuk işlemi ayrımı. MÖHUK m.49 ile benimsenen sınırlı bağışıklık sisteminde belirleyici olan, işlemin bir devletten kaynaklanması değil, niteliğidir. Yabancı devletin herhangi bir özel kişi gibi taraf olduğu hukuki ilişkilerde Türk mahkemelerinin yargı yetkisi bulunur.
Yargı bağışıklığı ile icra bağışıklığı ayrımı. Uygulamada en sık gözden kaçan husus budur: yabancı devlete karşı kazanılan bir dava, kendiliğinden tahsilat anlamına gelmez. Haciz aşamasında bakılan, uyuşmazlığın niteliği değil, haczedilmek istenen malın niteliği ve kullanım amacıdır. Viyana Sözleşmesi m.22/3 uyarınca misyon binaları, buradaki eşya ve misyonun taşıtları haciz ve icra tedbirlerinden bağışıktır; m.32/4 uyarınca da yargı bağışıklığından feragat, icra bağışıklığından feragat anlamına gelmez. Bu nedenle yabancı devlete ait olup ticari amaçla kullanıldığı ispatlanabilecek malvarlığı değerlerinin henüz dava aşamasında tespit edilmesi, stratejinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Ceza yargısında ise tablo farklıdır. Misyonun idari ve teknik kadrosu, kabul eden devletin vatandaşı veya daimi mukimi olmamak kaydıyla Türk ceza yargısından tamamen bağışıktır. Bu durumda mağdurun hakları; bağışıklıktan feragat talebi, gönderen devlette kovuşturma imkânı ve yabancı devlete karşı açılacak tazminat davası üzerinden korunmalıdır. Konsolosluk memurlarının ise 1963 tarihli Viyana Sözleşmesi uyarınca kural olarak yalnızca konsüler görevlerinin ifası sırasında yaptıkları işlemler bakımından bağışıklığa sahip olduğu hatırda tutulmalıdır.
TERCAN LEGAL
Yabancı devletler, diplomatik temsilcilikler ve uluslararası kuruluşlarla ilgili uyuşmazlıklar; milletlerarası usul hukuku, tebligat, icra ve iflas hukuku ile diplomatik hukukun kesişim noktasında yer alır. Tercan Legal, MÖHUK uygulaması, sınır ötesi dava takibi ve cebri icra alanlarındaki birikimini, kurucu avukatının Kuveyt Konsolosluğu hukuk müşavirliği deneyimiyle birleştirerek; hem temsilciliklere hem de yabancı bir devlete karşı hak arayan müvekkillere 40’ı aşkın ülkeden müvekkil portföyüyle Türkçe, İngilizce, Arapça, Rusça, Çince, Farsça ve Fransızca hizmet sunmaktadır.
info@tercanlegal.com · +90 506 689 97 22 (WhatsApp / Telegram)
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır ve hukuki mütalaa niteliğinde değildir. Karar alıntılarındaki vurgular yazara aittir.

